DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan "Etnik Sayım Yapılsın, bu müthiş sonuçlar sağlar!" dedi.
Ve ekledi "Kim ne kadarsa çıksın ortaya!"
Bu arada, Tunceli’nin adının `Dersim’,
Diyarbakır’ın “Amed”,
Şanlıurfa’nın “Rıha”,
Batman’ın ise “Elih” olarak değişsin önerilerini de, diğer DTP milletvekilleri Şanlıurfaya gelerek yaptılar.
Ben de İzmir'in Smyrna'ya,
İstanbul'un Konstantinopolis'e,
Ankara'nın Ankcyra, Engürü veya Engüriye'ye(artık hangisini beğenirseniz!),
Adana'nın Adanus'a,
Aydın'ın Tralles'e....
Suriye Kralı ikinci Antiokos tarafından kurulan ve karısının ismini verdiği Denizli'nin adının Laodikea'ya dönüştürülmesi ve bütün Türk ismini çağrıştıran diğer şehir isimlerinin de tarihsel köklerine kadar inilmesini ve bu adların konulmasını öneriyorum.
Hurriler döneminde başkent olan Van'ın, o dönemdeki adı Tuşba'ya dönüştürülmesi ise ayrıca önemlidir.Ne de olsa Tuşba başkent adıydı, Cumhuriyet dönemi ismi olan Van adının ne önemi var Tuşba'nın yanında , değil mi ya!
Elbette bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti geçerliliğini yitirecektir. Ve yeni devlet adının adının ne olacağı sorunu çok önemlidir!
Bu topraklarda kurulan tüm medeniyetlerin isimlerinin baş harflerinden elde edilecek yeni bir isim üretilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti adı bazı arkadaşlarda "duygusal travmalara" yol açacağı için bu karma içinde temsil edilmemelidir.
Bakın bu memlekette kimler uygarlıklar kurmuşlar;
1) Hititler, Frigler,Lidyalılar, İyonlar, Urartular (MÖ 2.bin-Mö.600 yılları arasında)
2) Persler (M.Ö 543-333)
3) İskender İmparatorluğu
4) Roma İmparatorluğu
5) Bizanslılar (395-1071)
6) Türkler (1071-....)
Bence ülkemizin yeni adı bu isimlerden hareket ederek aşağıdaki gibi olmalıdır.
"YENİ BÖLÜNMÜŞ HUPRİLBİF-K DEVLETİ"
Şimdi devletin isim işini hallettik sıra eyalet isimlerini saptamakta. Bu amaçla Sayın Hasip Beyin önerisi hemen yerine getirilmeli ve etnik sayım da yapılmalıdır. Bana göre sadece etnik sayım da yetmez. Dini ve mezhepsel sayım da yapılarak;
Alevi-Türk,
Sünni Türk,
Sünni Zaza,
Alevi Zaza,
Hambeli Türk,
Hambeli Kürt,
Şafi Türk,
Şafi Kürt,
Sünni Arap,
Alevi Arap
Böl bölebildiğin kadar, kim tutar seni Amerika...
Laz, Çerkez, Abaza, Rum, Musevi gibi diğer etnik, dini ve mezhep sayımları da yapılmalı ve bu insanlar göç ettirilerek her birinin toprakları birbirinden ayrılarak siyasi haritaları belirlenmelidir. Daha sonra dini, etnik, mezhepsel özelliklerine bakılarak eyalet isimleri için referandum yaparsınız!
Sonra mı?
Hala merak mı ediyorsunuz sonra ne olacağını?
Boşverin canım ne olacağını!
Demokratik bir seçimle "etnik, dini ve mezhepsel esaslara dayalı demokratik bölünmüş bir federe devlet" kurarak Batı'nın isteklerini yerine getirerek çağdaşlaşmış olduk işte.
Sonra hep beraber Yugoslavya'da olduğu gibi, çocuklarımız için mezar kazmaya başlayalım ve ne kadar hızlı kazarsak kazalım ,çıkacak iç savaşla beraber onların ölümlerinin hızına yetişemeyeceğimizi bilerek hem de!
İsim de pek havalı oldu değil mi?
"The New Separated States of Huprilbif-K"
Bu yeni "onurlu" devlet adına eklenen "K" harfi ne miydi?
Eee! artık onu da siz bulacaksınız ama bir kaç ipucu vereyim!
Köle de diyebilirsiniz, kan da!
Yani bizim köleleğimiz ve çocuklarımızın kanı!
Unutmayın bugün yetişkinler olarak gerekli sorumluluğu almaz ve kendi sıcak evlerimizde "bana ne" tavrıyla mışıl mışıl uyursak, gelecekte elimizde küreklerle bugün evlerimizde mışıl mışıl uyuyan bebelerin mezarlarını kazıyor olacağız!
"Herkes ne kadarsa çıksınmış ortaya!
Çıkacağız !
Hiç kuşkunuz olmasın!
Özellikle sen duy ABD çünkü Türkiye Irak veya Yugoslavya'ya benzemez!
.
22 Kasım 2009 Pazar
YENİ BÖLÜNMÜŞ HUPRİLBİF-K DEVLETİ veya The New Separated States of Huprilbif-K"
Etiketler:
Vatan Yazıları
15 Kasım 2009 Pazar
Karga Şahap Geldi!

Ve dedi ki!
"İşiniz Zor!"
"Hayrola, ne oldu ki?" dedim...
Daha ne olsun ki, katillerin kahraman gibi karşılandığı,
Kahraman annelerinin üzüldüğü,
Mecliste ülkenizin bayrağını açanların gözaltına alındığı,
Memurun amirini dinlettiği,
Yargı kurumlarınızın yürütme yöneticileri tarafından "teknik takibe alındığı ve yargı bağımsızlığının kalmadığı"
Başbakanınızın sanki "yabancı" bir ülkedeymiş gibi "ülkenin her yerinde milletvekilimiz var" diyerek övündüğü,
Ülkenizin bir bölümünde "Belediyeler Birliği" kurularak, fiilen devlet içinde bölenlerin örgütlendiği,
...........
Dedi işte, daha bir çok şey daha dedi...
Arkadaşlıktan dostluktan da konuştuk elbet ve bu bizim ortak paydamız zaten...
Ve dedim ki ben de yanıt olarak;
Bak Şahap Karga dostum,
Haklısın kardeşim benim, şu anda en az yüz yaşındasın ve bizim 1915-1923
yıllarını gayet iyi bilirsin.
Ama istanbul'dan hiiiç çıkmadıyssan o başka!
Ama en azından Boğaz'daki ve Marmara'daki İngiliz zırhlılarını görmüş olmalısın!
"Gördüm" dedi Şahap Karga...
Hatta işgal yıllarında İstanbul'da, Vezneciler Karakolu'nu bir sabah saatinde daha Mehmetler uyurken basan ve şehit eden İngiliz askerlerini de bilirsin!
"Bilirim" dedi Şahap Karga...
Ve Çanakkale Boğazı' nı İngiliz ve Fransızlara geçilmez yapan top tabyalarının, işgal sonrası yine o boğazı geçemeyen İngiliz ve Fransızlar tarafından imha edilmesini ve o kahraman top namlularının dinamitlenerek bir mısır gibi patladıldığını da görmüş olmalısın...
Ordumuzun dağıtıldığını, silahlarına el konulduğunu da bilirsin değil mi?
"Evet" dedi Şahap Karga!
Hatta Damat Ferit, Ali Kemal falan da bilinir tarafından...Vahdettin de malumunun....
"Evet, malumum" dedi Şahap Karga...
O zaman bu umutsuzluk ne?
"Bekle ve gör, bu birikim, bu vatan sevgisi sabırlıdır ve kızgın da değildir, kızgınlıkla hesapsız hareket etmez... Ne zaman ne yapacağını bilen birikimleri vardır"
Ve bu meselelerin kendiliğindenci, barışçı, dünyaya hep iyimser bakan Pollyanna gibi ve evrimsel bir yaklaşımla da çözülmeyeceğini de bilir!
Bu vatan sevgisi "örgütlenmenin" yaşamsal bir iş olduğunu Mustafa Kemal'den bilir!
Konuştuk sonra oradan buradan ve dotluklardan...
İçtik bir kaç duble rakı ve daha sık görüşmeye karar verdik yeniden ve hatta Leyla da gelecek bir daha ki sefere!
Hani Karga Şahap'ın ele avuca sığmaz, zehir dilli ve bir o kadar da sevimli karısı!
Etiketler:
Karga Şahap'la Söyleşiler
11 Kasım 2009 Çarşamba
Niye Bu Aşağılık Kompleksi?

Avrupa Kentiymiş!
Çok gezenler bilirler. Ülkemizde bazı belediyeler bir övünç kaynağıymışçasına şehir girişlerine "Avrupa Kentidir" levhaları dikiyorlar. Levhanın en tepesine ise bir Avrupa Birliği bayrağını eklemeyi de unutmuyorlar.
"Kentimiz Bir Avrupa Kentidir"
Yok yaaaa! Biz coğafya mı bilmiyoruz yoksa bu levhaları asanlar Anadolu kentlerinde yaşamaktan mı utanıyorlar?
Ne oldu Türk olmaktan duyulan gururunuza beyler?
Ne oldu Asya'nın o derin uygarlık birikimine sahip olması gereken şehircilik anlayışınıza?
Kentimiz Bir Avrupa Kentiymiş!
Halt etmişsiniz siz sayın belediye başkanları!
Bu kentler sapına değin Anadolu'nun kentleridir ve biz de bu şehirlerde yaşamaktan gurur duymaktayız!
Çıkarın atın o levhaları şehir giriş çıkışlarından!
Atın kafanızdan Avrupalı olmayı çünkü bizler, Avrupalı olmaktan daha çok övüneceğimiz özellikleri olan bir ulusuz.
Kentimiz Bir Avrupa Kentiymiş!
Hadi oradan !
07 Kasım 2009 Cumartesi
Hoş geldin Ali'm !

Ali,
Ne kadar uzun süre oldu görüşmeyeli, anımsıyor musun?
En son 1979 yılının bahar ayıydı değil mi?
Mayıs gibiydi veya haziran yoksa eylül müydü?
İnan anımsamıyorum.
Bugün seninle en son sohbet ettiğimiz yere gittim. Okulumuza, Adana Erkek Lisesi'ne.
Ali biliyor musun, tam 29 yıldır hiç gitmemiştim okulumuza. Sen gittin mi hiç bu sürede?
Bugün halama gittim, üzerinde çalıştığım bir proje için onun anılarını toparladım.
Dönüşte yürüdüm ve dedim ki, "okuluma uğrayacağım gün, bu gündür."
Gittim.
İyi ki gittim.
Kapıdan içer girerken anımsadım seni yeniden ve tam o sohbet ettiğimiz noktada durdum; asla değişmemiş son görüşme noktamız Ali, hani sen de gördün ya bugün!
Bak yan tarafa resmini de çekip koydum.
Kapattım gözlerimi , anımsamaya çalıştım "ne üzerine konuşmuştuk" diye.
Köpekler de etrafımızda dolaşıyordu, işaret ediyorlardı bizi birbirlerine!
Demiştim sana "Ali'm dikkat et!"
Gülerek "tamam" dedin!
Sen de dedin ki bana üstelik, "dikkat et sen de".
Ben dikkat ettim veya katiller seni seçti o gün!
İşte tam o noktada durdum ve anımsadım konuşmalarımızı Ali'm!
Bir esintiyle geldin bana bugün okulumuzda...Ben orada üzüntüyle beklerken ve çocuklar sağımdan solumdan geçerlerken, seninle yaptığımız son sohbetimizi yaparken geldin bir rüzgarla bana Ali'm... Sevdin önce tüm yüzümü, göğsüme vurdu arkadaş serinliğin ve sonra ne tuhaf, dolaştın sırtımda ve sempatik iyi huylu bir hortum gibi döndüüü durdu esintin dört bir yanımda.
Ben dedim ki "Ali'm Hoş geldin!
Çekik gözlerinle bir Türkmen çocuğu saflığıydı yüzün!
Hoş geldin Ali'm,
Hoş geldin!
Hoş!
Gözlerimde yaşlarla bıraktın gittin beni okulumuzda bugün.
Otuz yıldır içimde sakladığım ve dökemediğim arkadaşıma ait göz yaşlarım aktı bugün Ali!
Aaaah Ali aaaah!
Nereden bilirdim ki, yirmi dakika sonra köpekler tarafından öldürüleceğini.
Aaaah Ali aaaah!
Henüz on altı , on yedi yaşlarındayken!
Hoş geldin yoldaşım ve hoş gittin yeniden.
Kalbimdedir hala arkadaş sıcaklığın Ali!
.
.
.
.
"Ali Karakız'ın Anısına"
Etiketler:
Portreler
30 Ekim 2009 Cuma
Şehitler Ağacı
Ankara, Kızılcahamam... Kurumuş bir ulu Sedir Ağacı ve 6500 Mehmet'in künyesi.
İpleri ABD'nin elinde olanlar tarafından şehit edilenlerin anıtı!
İnsanın bu anıt ağacın karşısında oturup rüzgarda şıkırtılar içinde sallanan künyelerin sesini dinleyesi geliyor.
Nereden, kimlerden haberler getirirsiniz çelik künyeler?
Dün gece haberlerde izlerken, Sedir Ağacı'nın altı bin beş yüz Mehmet'in canıyla canlandığını sandım .
Nazım Hikmet "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda" der.
Ben de artık bir Sedir Ağacı'yım şimdi...
Şehitler Ağacı!
Şehitler Ağacı!
Şehitler Ağacı!
Meyve verme artık Şehitler Ağacı!
Canııım Ağaç!
Ağaç!
Şehitler!
!
Etiketler:
Kavram Yazıları
28 Ekim 2009 Çarşamba
Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak..!

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu mu olsun!
Aşına aşına artık ne kadarı kaldıysa!
Zamanın "Tik Tak"ları Cumhuriyet'e son darbeyi vurmak için işletiliyor!
Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak...
12 Eylül, 12 Mart, 22 Temmuz....
Zorunlu din dersi eğitimi, Said-i Nursi, Fettullah Güven...
Başbakanlık ve Çankaya'da Türban!
Silahlı Kuvvetlere tezgah, cadı kazanı, Ergenekon safsatası.
Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak...
Cumhuriyet'in cenaze törenine doğru işliyor "Tik Tak" lar...
Evlere kapanılmış ağlanıyor, Facebook'a asılıyor bayraklar...Cumhuriyet böyle mi savunuluyor?
ABD kuklası vatan hainleri şölenlerle karşılanıyor!
Gaziler ve Şehit Anaları madalyaları yerlere çarpıyor!
Cumhuriyet'imizin yıkılışı böyle mi oluyor?
Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak..!
Hiç kimsenin Cumhuriyet Bayramı'nı kutlayamıyorum.
Çünkü kutlayabilmek için bunu "haketmemiz gerekiyor" diye düşünüyorum.
Örgütlenmiş bir yıkıcılığa karşı, dileklerin bir işe yaramadığını öğrenmemiz gerekiyor artık diye düşünüyorum.
Ve artık zamanın "Tik Tak"larının Cumhuriyet'in korunması için işletilebilmesi ve onu savunanların bir araya gelmesi gerekmiyor mu artık arkadaşlar?
Mustafa Kemal'in Çanakkale'de gögsünde parçalanan saatinin "Tik Tak" larının çalmaya başlamasının zamanı değil midir artık?.
Mustafa Kemal'in saatinin şifresinin, Gençliğe Hitabe ve Bursa Nutku'nda olduğunu hepimiz biliyoruz. Lütfen içselleştirmek ve refleksimizin bir parçası olması için yeniden okuyalım.
"Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük Türk Bayramı'nı kutlamak,Cumhuriyet'in saatinin "Tik Tak"larını yeniden çalıştırmak için;
"Bu En Büyük Bayramımız Kutlu Olsun!...
Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak..!
........................Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak..!
..........................................Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak..!
Etiketler:
Vatan Yazıları
21 Ekim 2009 Çarşamba
"Ela ve Aşk"
“Ela ve Aşk”
Ela bir renk!Ama mavi de bir renk, sarı da, yeşil de...Ama “O” farklı bir renk.Mavi denince, önce deniz ve sonra gökyüzü gelir akla ve zihninizde uçsuz bucaksız ve sonsuzluk hissi uyandırır.Yeşil ise doğanın karasal güzelliğini yansıtır. Barış içinde birbiriyle yaşayan ormanlar vardır ve yaprakları onların...
Ama peki ya “Ela” neyi çağrıştırır sizce ?
Ela, insanı anlatır ve o harikulade gözünü onların.Ela ne yeşil ne ne de mavi gibi durur insanda. Ama her ikisinin de bulunduğu ışığa göre renk değiştirebilenlerinin yeri ayrıdır.Bu haliyle mavi ve yeşil insanlaşırlar. İnsana ait olurlar.
Ama ela öyle midir?Ela zaten insana aittir. İnsanın sıcaklığını ve duygularını yansıtmaz Ela, aksine yaratır onları!
Bir de kahverengi var; Anadolu rengi, Asya rengidir kahverengi. Kesinlikle bir Avrasya rengi değildir. Asya’nın rengidir ve öyle de kalacaktır.Ama Ela daha da farklıdır. Yeşil’e benzemez, maviye de benzemez ve fakat kahverengiye sıcaklık ve parlaklık eklenmiş gibidir Ela ile ve bu haliyle kahverengi,yeni bir renge dönüşür parlaklık ve sıcaklıkla.
Ela Anadolu’ya hangi milletten geldi acaba? Türklerden mi, Kafkasyalılarlardan mı, Hititler olabilir mi mesela, Asurlular mı, Sümerliler mi yoksa!Neredense nereden ama bence derin bir uygarlığın ve genetik zenginliğin bir parçası olmalı Ela!
Ela bir renk!Ama mavi de bir renk, sarı da, yeşil de...Ama “O” farklı bir renk.Mavi denince, önce deniz ve sonra gökyüzü gelir akla ve zihninizde uçsuz bucaksız ve sonsuzluk hissi uyandırır.Yeşil ise doğanın karasal güzelliğini yansıtır. Barış içinde birbiriyle yaşayan ormanlar vardır ve yaprakları onların...
Ama peki ya “Ela” neyi çağrıştırır sizce ?
Ela, insanı anlatır ve o harikulade gözünü onların.Ela ne yeşil ne ne de mavi gibi durur insanda. Ama her ikisinin de bulunduğu ışığa göre renk değiştirebilenlerinin yeri ayrıdır.Bu haliyle mavi ve yeşil insanlaşırlar. İnsana ait olurlar.
Ama ela öyle midir?Ela zaten insana aittir. İnsanın sıcaklığını ve duygularını yansıtmaz Ela, aksine yaratır onları!
Bir de kahverengi var; Anadolu rengi, Asya rengidir kahverengi. Kesinlikle bir Avrasya rengi değildir. Asya’nın rengidir ve öyle de kalacaktır.Ama Ela daha da farklıdır. Yeşil’e benzemez, maviye de benzemez ve fakat kahverengiye sıcaklık ve parlaklık eklenmiş gibidir Ela ile ve bu haliyle kahverengi,yeni bir renge dönüşür parlaklık ve sıcaklıkla.
Ela Anadolu’ya hangi milletten geldi acaba? Türklerden mi, Kafkasyalılarlardan mı, Hititler olabilir mi mesela, Asurlular mı, Sümerliler mi yoksa!Neredense nereden ama bence derin bir uygarlığın ve genetik zenginliğin bir parçası olmalı Ela!
Ve fakat kesinlikle Perslilerin de rolu olmalı. İranlı kadınların iri ve sıcak gözlerini bir düşünün ve elbette Arapların da.
Bu nedenle Ela ve Kahverengi içinde yaşadığımız çoğrafyanın ırkları içinde harmanlanmıştır ve yeniden kalıba dökülmüştür.
Bu konuyla ilgili bilimsel kanıt olmasa da inandığım bir şey var; ela göz Kuzeylilerden gelmiş olamaz. Onların mavisi ve yeşili bile, bizim Anadolu’muzun mavi ve yeşiline benzemez.
Soğukturlar, bizden değildirler.
Bizim mavimiz ve yeşilimiz Asya’nın sıcaklığını ve uygarlıklarının birikimini yansıtır. Köklüdür bizim maviş ve yeşil gözlerimiz. Bir de Akdeniz sıcaklığını da ekleyin buna.Hangi yeşil ve mavi göz ardında bu birikim dururken soğuk bakabilir?
Ama yine de benim için “Ela” farklıdır!”
Ben iki tür ela göz bilirim.Birisi bildiğimiz eladır. İnsanın o en muhteşem organını , gözü “bal” sıcaklığına çevirir.
Bu konuyla ilgili bilimsel kanıt olmasa da inandığım bir şey var; ela göz Kuzeylilerden gelmiş olamaz. Onların mavisi ve yeşili bile, bizim Anadolu’muzun mavi ve yeşiline benzemez.
Soğukturlar, bizden değildirler.
Bizim mavimiz ve yeşilimiz Asya’nın sıcaklığını ve uygarlıklarının birikimini yansıtır. Köklüdür bizim maviş ve yeşil gözlerimiz. Bir de Akdeniz sıcaklığını da ekleyin buna.Hangi yeşil ve mavi göz ardında bu birikim dururken soğuk bakabilir?
Ama yine de benim için “Ela” farklıdır!”
Ben iki tür ela göz bilirim.Birisi bildiğimiz eladır. İnsanın o en muhteşem organını , gözü “bal” sıcaklığına çevirir.
Yumuşacıktır, yakıcıdır, parlaktır ve size baktığında, o gözlere sahibinin tüm düşünceleri yansır.
Çok iyi bilirim ben baktıkça elaşan gözleri ve o ela gözler size baktıkça elalaşır, elalaşır, elalaşır ve kaybolur gidersiniz içinde.
Sıcacık sarar sizi.
Ela, bal sıcaklığıdır aynı zamanda. Cam şişedeki balı, ışığa, özellikle güneş ışığına tutun, işte size bir doyumsuz ela gösterisi...
Kaybolur gidersiniz elanın altın derinliğinde.
Ela eladır ama gözdeki ela ise bir başkadır; karşınızdaki gösteri arının hüneri değil, insanın kendisinindir.
Ne demiş ünlü halk türkümüz “Ela gözlerine vurulduğum dilber!”
O gözlerde ise biraz ceylanın rengi de vardır. Buna ceylanın saflığı da diyebilirsiniz.
Kahverenginin ela gibi göründüğü durumlar da vardır demiştik.
Aşık kadının gözlerindeki elalaşmadır bu!
Sıcacık sarar sizi.
Ela, bal sıcaklığıdır aynı zamanda. Cam şişedeki balı, ışığa, özellikle güneş ışığına tutun, işte size bir doyumsuz ela gösterisi...
Kaybolur gidersiniz elanın altın derinliğinde.
Ela eladır ama gözdeki ela ise bir başkadır; karşınızdaki gösteri arının hüneri değil, insanın kendisinindir.
Ne demiş ünlü halk türkümüz “Ela gözlerine vurulduğum dilber!”
O gözlerde ise biraz ceylanın rengi de vardır. Buna ceylanın saflığı da diyebilirsiniz.
Kahverenginin ela gibi göründüğü durumlar da vardır demiştik.
Aşık kadının gözlerindeki elalaşmadır bu!
Buna “aşkın elalaşma” üzerindeki etkisi de diyebilirsiniz.
Bu bana göre aşkla bakmanın dönüştürücü etkisinden başka bir şey değildir. Aşkla değişen insan sonunda “zamanın” bir anında gözlerinin rengini de değiştirir veya aşık olunan kişi o gözlerdeki sıcaklığı bir “elalaşma” gibi algılar. Ama zaten önemli olan sizin algılarınız değil midir?
Aşkın gözlerdeki etkisi sadece elalaşmayla bitmez.
Bir de kahverengiden elaya dönüşen gözlerdeki menevişler vardır...
Böyle bakan gözlerde menevişler hiç eksilmez.
Ve o gözleri menevişleten etkinin önünde saygıyla eğilir insan.
Kimi bu etkiye “ışık oyunları” der, kimisi “sulandıkça kahverengi göz ela gibi görünür” der, kimisi bir neden bile söyleyemez!
Ben söylerim!
Gönülden seven kahverengi göz, sevdiğine baktıkça “elalaşır”, menevişlenir
Onun sevgisi elaya dönüşerek özelleşir ve sadece sevilene ait olur.
İşte bu yüzden özelleşen sevginin rengi “ela” nın önünde eğilmelidir insan..!
Kimi bu etkiye “ışık oyunları” der, kimisi “sulandıkça kahverengi göz ela gibi görünür” der, kimisi bir neden bile söyleyemez!
Ben söylerim!
Gönülden seven kahverengi göz, sevdiğine baktıkça “elalaşır”, menevişlenir
Onun sevgisi elaya dönüşerek özelleşir ve sadece sevilene ait olur.
İşte bu yüzden özelleşen sevginin rengi “ela” nın önünde eğilmelidir insan..!
Ela bir renk…Sadece bir renk..!
Ama benim için daha fazlası.
Belki bazılarınız da benim gibi düşünüyordur.
Kim bilir?
Etiketler:
Çeşitli Yazılar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)